İÇERDEN VE DIŞARDA

Yazı boyutu

Siyasette, yasamada ve uygulamada nezaket kalmadı. Bırakınız nezaketi adap ve ahlak kalmadı. Siyasetçi devamlı halkın gözünde küçülüyor. Siyasetçilerimiz “ben daha iyi hakaret ederim” havasında. Ülke gelişiminde ve hizmet akışındaki olumlu icraatları konuşan, görüşen kalmamış. Her sorumlu kişi “hükümet göçsünde sonu ne olursa olsun” havasında.

Sultan Abdülaziz, Fransa-Paris gezisi sırasında, yanında bulunan bir çok Osmanlı hanedanı arasındaki dış işleri bakanı Fuat paşaya, İmparator Napolyon son derece kaba bir üslupla ültimatom veriyor.

“Osmanlının en zayıf anında bu kalabalık erkân size büyük külfet olmuyor mu? Bu kalabalık hanedanı yorgun omuzlarınızdan atınız.”

Fuat paşa tebessüm ederek şu karşılığı veriyor.

Merak buyurmayınız, haşmetmeab, biz her zaman güçlüyüz. Vatanımız ve vatan evlatlarımız bize ağırlık gelmez.

Hadi canım diyor imparator Napolyon. “Osmanlı gitti gidiyor.”

Fuat Paşanın verdiği cevap Napolyon’un suratına tokat gibi yapışıyor.

“Yok, efendim Osmanlı öyle güçlü ki, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içerden Osmanlıyı yıkmaya çalıştığımız halde, hala dim dik ayakta.”

1950 yılından beri halkın seçtiği yöneticilerin kimini astık, kimini kestik, kimi ezdik, kimini zehirledik. Kimini de okul çocuklarının okuduğu bir şiiri okudu diye hapislere tıktık. Dışarıda ve içerde ne kadar BESLEME ve TÜRETME varsa, seferberlik ilan edip hücuma kalktık. Hala cumhuriyet ve demokrasi dim dik ayakta.

Kanun yapma konumunda olanlar, birbirlerine yaptıkları hakaretler için harcadıkları zamanı ve eforu, yasama için harcasalardı sanırım ülke konumu çok daha değişik düzeyde olurdu. Bütün zamanı ve imkânı, “kim kime daha iyi çelme takacak” anlayışı ile oyalamak, ülkedeki kargaşalıkların ilk adımıdır. Hakaretler ve icraatlar adaba ahlaka yakışmıyor.

Eskiler yanlış bir davranış gördü mü?

EDEP YAHUUU! Derlerdi. En çirkin, en acı sözleri buydu.

Bizde küfürlü hakaret edenlere; Edep ve adap yahuuu!.. diyelim.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk kurulduğu yıllarda, Meclis kürsüsünden Mehmet akif Ersoy konuşur iken, sıralardan biri sataşıyor.

“Konuşma. Sen ne anlarsın insan yönetimini. Sen hayvan doktoru (veteriner) değimlisin? Mehmet Akif’in verdiği cevap bir tokat gibi meclis sıralarına yapışıyor.

“Evet, ben hayvan doktoruyum. Bir yeriniz mi ağrıyordu? Hemen gelip sizi muayene edeyim.” Hakaretin büyüklüğüne ve büyüklüğü kadar da nezakete bakınız.

Şimdiki gözlerini ve gönüllerini kin kaplamış siyasetçilerimizden bazıları, çarşı, Pazar, panayır, sokak söylemlerini bırakıp, küfür edebiyatına girdiler Yetmedi, birileri yatak odasındaki yatağa çeşit çeşit paraları, dolarları, üroları ve para sayma makinelerini de yerleştirdiler. Siyasette olduğu gibi, para saymada da bir edep ve adap olmalı. Para kasada veya masada sayılır. Yatakta değil.

Eskiler kötü bir olayla karşılaştılar mı? EDEP yahu derlerdi.

EDEP ve ADAP yahu.

Dışarıda SÖRLER, SENYÖRLER, DÜKLER, BARONLAR, SİYONLAR

İçerde, beslemeler, kertmeler ve TÜRETMELER.

Leş yiyici AKBABALAR DA beklemedeler.

Haydi kolay gelsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir