Ramazan TOPCAN

AMAN DİKKAT

Yazı boyutu

Günümüzde kural tanımamazlık ne denli zararlara sebeb olduğuna hepimiz şahid olmuşuzdur. Mutlu bir dünya için kurallara uymak zorundayız. Bu, hem insanî hem de vatandaşlık görevidir. Kanun ve nizamlara riayet etmek, sadece dünyamız için geçerli olan bir kural değil, ahiret hayatı için de kurallara uymalıyız. Kuralsız Cennetler kazanılmaz.

Allah [Azze ve Celle] dünyayı yaratmakla kalmamış onun nasıl ve ne şekilde hareket etmesi gerektiği konusunda kanunlar, kurallar ortaya koymuştur. Semadaki aydan, güneşten tutun yeryüzündeki sürünen bir hayvana kadar birbirlerine dalmadan dolaşmadan hareket etmelerinin altındaki temel neden budur. Bütün yaratılmış varlık, tek hedeften emir almalarındandır ki kâinat içerisinde kavga yok, gürültü yok.

Şimdi sormak istiyorum kâinatta bir düzen olur da insanın mutluluğu için bir kural veya kurallar olmaz mı? Elbette vardır. Kâinatta böyle bir düzen vardır ve insanoğlu da bu düzene tabidir. Zira insan, önceden tayin ve tespit olmaksızın belli sınırlar içinde potansiyel olarak iyilik ya da kötülük yapma kabiliyet ve kapasitesine sahiptir. Yaratılıştan iyilik ve kötülüğe meyyal bir varlık olarak yaratılmıştır.

 

İnsanın bunca genişliğine rağmen dünyaya sığmaz oluşunun altında yatan ana unsur kanun tanımaz, kural tanımaz tavrıdır. Bu sadece mal kaybına değil Allah korusun istemezsek de can kayıplarına da sebeb oluyor. Ocaklara ateşler düşüyor. Yaşadığımız dünya yaşanmaz hale geliyor. Biri mezara, biri cezaevine gidiyor. Yollar kan gölüne dönüyor. Kin, nefret, fesat alıp başını gidiyor. Kardeş kardeşi tanımaz oluyor.

Bir ve beraber yaşamak, bir kurala bağlıdır. Kuralsız olmaz. Kamusal alan diye tabir edilen umumun istifadesine sunulan bu alanlardan istifade edebilmek sorumluluk gerektirir. Para benim, mal benim istediğimi yaparım diyemezsiniz. En hafifinden bu bir insan hakkı ihlalidir. Muhatabınıza saygısızlıktır. Bir arada yaşayabilmek için asgari müştereklerde buluşmalı ve anlaşmalıyız. Kuralları öğrenmek ve buna uygun davranmak zorundayız. Bu,  fert ve toplum hayatının bir vazgeçilmezidir.

 

Bu gün muharebe meydanlarında kaybetmediğimiz canları trafik terörüne kurban verir olduk. Depremlerde yüz binlerce can kaybettik. Depremler, şiddeti ne olursa olsun sadece bir bölgeyi değil bütün milletimizi yüreğinden sarsıyor. Telafisi imkânsız yaralar açıyor. Bütün bu yaşananları; Alın yazısı. Kader işte. Elden ne gelir. Olacağı varmış. Rızkı bu kadarmış.” gibi ifadelerle geçiştiremezsiniz. Bu Dinimize yapılabilecek en büyük haksızlık olur. Bu tür ifadeler, insanların hatalarından ders çıkarmalarına mani olduğu gibi ayni zamanda onları kaderciliğe sürüklemektedir ki bu asla tasvip edilemez.  Siz, üzerinize düşen görevi yerine getirmeyecek üstüne üstlük inşaatın demirinden, çimentosundan çalacaksınız, trafikte kurallara meydan okuyacaksınız ondan sonra Allah yaptı deyip geçiştireceksiniz. Hayır, hayır. Bunu bırakın dinin kabullenmesi bunu salim vicdanlar bile kabul etmez. Yapıp ettiklerimize Allah’a isnad etmek yaratıcıya iftiradır Allah korusun.

 

Günümüzde işlenen hatalardan, vurgunlardan, soygunlardan tutun trafik kazalarına, depremlere hemen hepsinin insan kaynaklı olduğu görülecektir. Onun için bir kere daha söylemek istiyorum ki dünyanın sorunlarını saymaya kalksanız yüzlere hatta binlere varırsınız. Ancak temelde bir sorun var o da insan eğitimi sorunudur. Bunu halletmeden diğer sorunların üstesinden gelemezsiniz, gelemeyiz. Kötülükleri engelleyemeyiz. Vurgunlara, soygunlara, adam kayırmalara mani olamayız.

Her ne kadar yaşadıklarımızı beklenmedik olay, yapacak bir şey yok şeklinde tanımlasak da, buradaki ihmali ve hatalı davranışları görmezlikten gelemeyiz. Zaten bu da doğru değildir.

Burada hemen şunu ifade etmiş olayım ki kader konusunda doğru bir bilgiye, geniş bir anlayışa sahip olmak ve tedbirli davranmak kazaları ortadan kaldırma ya da en asgariye indirmede mutlaka etkili olacaktır. Bunda asla şüphe yok. Bütün bu olup bitenlere kader deyip geçiştirmek konunun derinlemesine ele alınıp analiz edilmesini engellemek olacaktır. Bu ise  son derece yanlıştır.

 

Burada biraz ilmi olacak ancak başka çarem olmadığından ifade etmek zorunda kaldım inşaallah yanlış ifade etmem ve yanlış anlaşılmam. İyilik ve kötülüğün Yüce Allah tarafından yaratılması, insanın iradesi ve seçimleri hususunda bir belirleme değildir. Zira Allah Teâlâ, küllî ve ezelî bilgisiyle zaten her şeyi bilmekte ve kuşatmaktadır. Nitekim O’nun ilâh olması, yaratmış olduğu mahlûkat hakkında ezelî olarak bilgi sahibi olmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla kul, Allah bildiği için değil kendi karakterinin gereği o fiili işler. Yüce Allah da kulun gidişatını çok iyi bildiği için onun isteğini yaratır. Nitekim İsra suresi 84. ayet-i kerimede Yüce Mevla’mız şöyle buyurmaktadır:” De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”

Allah bildiği için kul yapmaz veya Yüce Allah, insanların irade ve tercihlerinden sonra bilgi sahibi olmaz. Eğer öyle olduğu iddia edilirse bu durum, Yüce Allah’a atılmış büyük bir iftira olur. Allah’ın bilgisinin eksikliği ve ahiretin anlamsızlığı sonucunu doğurur.

 

Enfal suresi 22. ayet-i kerimede: “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” Yunus suresi 100. ayet-i kerimede ise: “Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” buyrulduğu üzere sebeplere sarılmayan, kurallara uymayan, aklını kullanmayan tedbir almayan, hız yapan o sürücünün, inşaattın demirinden, çakılından, kumundan çalan ahlak yoksunu, hırsına mağlup o zavallının taa kendisidir. Dolayısıyla bu şahısların suçunu ve kabahatini kadere yüklemek yanlıştırZira insanın kaderi tedbir ve tercihlerine göre an be an şekillenmektedir.

 

Nisa suresi 115. ayet-i kerimesi, insanın tercihlerinde özgür bırakıldığının bir başka delilidir: “Ama kendisine hidayet bahşedildikten sonra Peygamber ile bağını koparan ve Mü’minlerin yolundan başka bir yola sapana gelince, onu kendi tercih ettiği yolda bırakacak  ve ona cehennemi tattıracağız. O ne kötü bir sondur.”

 

Nisa suresi 71.  ayet-i kerimesinde; “Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde yahut topluca savaşa gidin.” Beyan buyrulan tedbirli olma tavsiyesini göz ardı ederek tedbirsiz davrananlar sorumlu olur. Zira tedbirsiz davranmak, tevekkülün ruhuna aykırıdır. Zira tevekkül; maddî ve manevî sebeplerin bütününe sarılmaktır. Alınması gereken bütün tedbirleri almaktır. Artık beşer tarafından yapacak başka hiçbir şey kalmadıktan sonra Yüce Allah’a güvenip dayanmaktır.

 

Nitekim hemen herkes tarafından bilinen o meşhur hadis-i şerifte anlatıldığı üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimize: Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim” diye soran sahabi efendimize Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.”  buyurmuşlardır. Burada görüldüğü üzere Efendimiz (s.a.v.), sebeplere sarılmanın ve tedbirli olmanın önemine vurgu yapmıştır.

 

Hz. Avf bin Malik’ten rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, iki kişi arasında hüküm vermişti. Bunlardan aleyhine hüküm verilen kişi sırtını dönüp giderken;  (Verilen karardan memnun olmasa gerek): “Allah bana yeter. O ne güzel vekildir.”’ dedi. (Bu sözleri duyan) Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, o adama dönerek: “Allah, (dinî ve dünyevî işlerde gösterilen) ihmalkârlıktan ve gevşeklikten (sorumsuzluktan, tembellikten, vurdumduymazlıktan asla) hoşlanmaz. Öncelikle senin akıllı (ve tedbirli) hareket etmen gerekir. Artık elinden başka bir şey gelmediği zaman; “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir demelisin.” buyurarak erdem sahibi, kâmil bir Mü’minin sorumluluklarının bilincinde, akıllı ve tedbirli olması gerektiğini ifade buyurmuşlardır.

Burada Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, tedbirsiz davranıp; Kaderimde ne ise o olur.” demenin İslâm’ın tevekkül anlayışıyla zerre kadar alakasının olmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

 

Nitekim Enfal suresi 2. ayet-i kerimede Mü’minlerin özelliklerinden anlatılırken önemli bir konu üzerine dikkatlerimiz çekilmiştir: “………Onlar, (her işlerinde) sadece Rablerine tevekkül ederler.”

Kur’an-ı Kerim ve Onun başöğretmeni Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimizin haber verdiği bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ kader konusunda bir takım indi fikirlerin peşine takılıp kalmak ve Müslümanları kaderciliğe sevk edip sürüklemek doğru değildir. Öyle kanun tanımayan, kuralları çiğnemeyi yiğitlik kabul eden aşırı hız tutkunu sürücüyü ve çok kazanma uğruna başkalarının canlarını hiçe sayan kan emici vampirleri ma’zur, hâşâ Yüce Allah’ı da suçlu gösterir tarzda; “Alın yazısı. Kader bu. Elden ne gelir. Olacağı varmış. Rızkı bu kadarmış.” gibi bir takım cümleler kurarak işi geçiştirmek son derece sakıncalıdır. Yanlıştır, akılla, izanla bağdaşmaz, inancımızla uyuşmaz.

Üzülerek ifade edeyim ki bu ve benzer cümleler toplumda bilinçsizce söylenmeye ve itibar görmeye devam ettikçe, trafik kazalarında olduğu gibi her bir depremde ahu ve figanlarımızda hiçbir eksilme olmayacak, aksine daha da artacak çok daha binalar başımıza çökecektir.

Son olarak ifade edeyim ki eğer insanlık ailesi dünya ve ahirette huzur ve mutluluk istiyorsa iki şeye dikkat etmelidir:

  • Allah’ın metresine,

2-  Devletin metresine.

 

Selam ve dualarla…

  1. Merak ediyorum Balikesir vilayetinde MÜFTÜ yokmu ? .Allah razi olsun müftü vekilimiz Sayin Ramazan Topcan beyefendinin faaliyetlerine sahitiz. Ama henüz müftü beyi taniyamadik. (Biraz gayret müftü bey)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir