ADNAN MENDERESİN İDAMI

Yazı boyutu

Adnan Menderes 1899 yılında, Aydın, Koçarlı ilçesi, Çakırbeyli köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden, Anneannesi büyüttü. 1905 yılında Fatma Berrin hanımla evlendi. Yüksel, Mutlu ve Aydın isminde üç çocuğu oldu. Kurtuluş savaşına yedek subay olarak katılıp, istiklal madalyası aldı. 12 Haziran 1945 yılında tek parti olan CHP. Den ihraç edildi. 7 Ocak 1946 yılında demokrat partiyi kurdu ve ayni yıl yapılan hileli seçimlerde Kütahya milletvekili seçildi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde partisi oyların yüzde 54 ünü alarak tek başına iktidar oldu. Artık onu siyasette amansız bir mücadele bekliyordu. İktidar koltuğunu kaçıranlar, Demokrat Partiden ziyade hep menderese saldırıyor, vatanı satmakla, batırmakla itham ediyorlardı. Tıpkı bu gün olduğu gibi. Nihayet 1954 seçimlerine gelindiğinde 550 milletvekilliğinin 503 ünü alarak daha güçlü bir şekilde iktidar oldu. İktidarın seçimle alınamayacağına anlayan halk küskünü zorba zihniyetler 1960 ihtilalının yapılmasını başardılar. Yüzlerce siyasetçi ve devlet adamı tutuklanarak Yassı adaya hapsedildiler. Binlerce vatandaş karakollarda işkence gördü. A. Ömer Egesel başkanlığında kurulan yassı ada mahkemesinde, birçok kişiye idam ve müebbet hapis cezaları verildi. Nihayet 1990 yılında TBMM. Sinden geçen 3623 sayılı kanunla, idam edilenlerin ve 1960 ihtilalında zulüm görenlerin aile itibarları geri verildi.

05  TC. nin bakanlığını yapmış Fatin Rüştü zorlu ve Hasan Polatkan’ın 15 Eylül günü idam infazının uygulanmasından sonra, har an Adnan Menderesin infazı da uygulanabilirdi. Bunu bilen dünyanın birçok devlet başkanı,  Ankara’daki cunta yöneticilerine müracaat ederek infazın durdurulmasını istediler. Eşi Berrin Hanımda zamanın yetkililerine giderek infazın müebbet hapse çevrilmesini istedi. İhtilalın sonradan tedarik edilen lideri Or General Cemal gürsel, Sami küçük, Suphi Karaman, Suphi Gürsoytrak, Kamil Karavelioğlu, Selahattin özgür ve sürgüne gönderilen 14 ihtilal albayı da idamlara karşı idi. İdamı gerektirecek bir suçları da zaten yoktur. Yassı ada mahkemelerinde günlerce görüşülen, bebek davası, köpek davası gibi uydurma senaryolarla hukuk sitemini yaralayan duruşmalar devam etmiştir. O gün hukuk sistemini yaralayanlar bu milletin vicdanında kara bir leke ve kanayan bir yara olarak hala durmaktadır.

Adadaki görevli bazı kişiler, belki infaz durdurulabilir diye, alel acele menderesi yassı adadan İmralı’ya götürüp infaz görevlilerini toplayarak 17 Eylül günü saat 12.30 sıralarında infazı uygulamışlardır. İdam fotoğrafçısı, İstanbul Harbiye, yıldız foto filim merkezinde görevli Ast Sb. İsmail Şenyüz’ün anlatımları haricinde, pek yakında yassı adadaki açıklanmayan arşivlerdeki diğer evraklar da açıklanacaktır inşallah. Adnan Menderesin son mektubundan bazı bölümleri yazmak, okuyucularımı rahatlatacaktır kanısındayım. Günlük hayatta gayet nazik ve beyefendi olan Menderesin, son mektubundan bir bölüm.

“Hayata veda etmek üze olduğum şu anda, devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Sizlere dargın değilim. Hakkımda ölüm kararı veren sizlerin ve diğer zevatın iplerinin hangi ellerde olduğunu gayet iyi biliyorum. Efendileriniz tarafından nasıl idare edildiğinizi de çok iyi biliyorum. Onlara da dargın değilim. Dirimden korktunuz amma, korkmayacaktınız. Ölüme karar-ı metanetle gittiğim şu andan itibaren, ölü naşımdan korkunuz. Adnan Menderes’in naşı ve ölüsü, sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün silip süpürecektir. Bütün işkencelerinize ve darağacı kurmanıza rağmen, merhametim ve dualarım sizlerle beraberdir.”

İdamdan birkaç ay sonra, İDAM KARARI, mahkeme masrafları ve CELLÂT ücretinin belirtildiği 150 lira tutarındaki icra ödeme ilamı, Menderesin evinin kapısına asılmıştır. Yapılan zulümlerin anlatımına böyle küçük sütunlar yetmez. Bayar’ın banyodaki intiharından mı bahsedeyim, yoksa yassı adaya gelen ziyaretçilere “hainlerin yakınları” diye hitap edilişini mi bahsedeyim. Veya Ord. Prof Sedat Tavaf’ın, Menderese uyguladığı, bir işkenceye dönüşen prostat muayenesini mi bahsedeyim. Dahası da var. İpte sallanarak dönen ölünün ayağındaki rugan ayakkabıların kimler tarafından, nasıl alındığını mı bahsedeyim. İdamı uygulayan cellât Ali’nin bazı gazetelerce nasıl baş cellât ilan edildiğini mi bahsedeyim. Bu olayları yazmak bile bana iğrenç geliyor ve ürperiyorum. Birde bu olayları yaşayanların haleti ruhuyiseni düşünün.

Amacımız geçmiş yaraları kanatmak değil, tarihteki taaa Kerbela’dan bu yana, unutulmayan acı olaylardan ders çıkarıp, yeni acı olayların yaşanmaması gerektiğini herkesin anlaması için.                      Düşüncesi, partisi, inancı, ırkı ve makamı ne olursa olsun, her kesimin ve her kişinin birbirini olduğu gibi kabullenerek yaşamayı benimsemesi için.

Allahın yarattığı canı, yine Allahın alabileceğini unutmamak için.

Ruhları şad olsun. Hoşça kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir