ARDIÇ TEPE BARAJI

Yazı boyutu

ARDIÇ TEPE BARAJI

köşe1

İstanbul gibi büyük metronomların sabah vakti şafak işçileri, varlıklı ailelerin evde pislik yapmasın diye çöpe attıkları kâğıt ve naylon parçalarını EKMEK PARASI için toplayan Anadolu’nun garip insanlarıdır. Onların mesaiye başladığı saatlerde iki tip insan sokaklardadır. Birincisi sabah namazı için camiye gidenler, ikincisi ise meyhane ve pavyonlardan dönenler. Çöp bidonlarını karıştıranlarla, namaza gidenler çoğunlukla Anadolu’nun köylerinden gelen, fakir amma inançlı insanlarıdır. Sokaklarda yalpalayarak kadınlı erkeli, sarhoş vaziyette yürüyenler de genellikle vurguncular, hortumcular ve bir zamanlar mafyalaşarak esnaftan haraç alanlardır. “Yüksek dağlarda hem kuşa hem karıncaya rastlanır. Biri uçarak çıkmıştır, biri tırmanarak ulaşmıştır.” atasözünden başlayarak çevremizden büyük şehirlere göç edenlerin, azda olsa tekrar köylerine dönmekte olduklarının sebeplerine gelelim. Çoğu kuşlarda olduğu gibi, uçarak çıkanların ömürleri kısa olur ve onlar LEŞ yerler. Ömürleri kısadır ve kısa zamanda da yok olup giderler. Sürüngenlerin ömrü çok uzundur ve genellikle ot yerler. Acılar içinde mücadele vererek, didinerek, adeta sürünerek hayat seviyesini yükseltenlerin, yükselişlerinin ömrü uzun olur. Büyük metronomlardaki çalışkan ve çilekeş insanların tekrar döneceği yer kendi diyarlarıdır. Kendi sılasını, kendi akraba ve dostlarını bırakamazlar. Çükü VEFA göstergesi onların hayat tarzıdır. İvrindi’mizin dışarıya çok göç verdiği acı bir gerçektir. Yeni bir atak içinde olan İvrindi’ye dönüşün olacağı da ufukta görünmeye başladı. Şehirden köye dönüş barajın tamamlanmasıyla daha da çoğalacaktır. Bir sabah göreceksiniz ki Mallıca, Ayaklı, Geçmiş, Bozören köylerinin çevresindeki mis kokulu çam ağaçları altında villaların yapıldığını hisseder gibi oluyorum. Geniş bahçeli, rengârenk çiçekli evlerin önlerinde, koşturarak oyun oynayan, çocukları, şarkı, türkü, ilahi söyleyen Anadolu insanlarının sesini duyar gibi oluyorum. Kendi bahçesinde yetişen organik sebze ve meyvelerin kabuğunu soyar gibi oluyorum. Tabiatın dokusunu, ıhlamur ağaçlarının kokusunu içime çeker gibi soluyorum. Kahve önlerindeki, koyu ağaç gölgeleri altındaki, demli çay içme sohbetlerini yaşayıp, coşar gibi doluyorum. Asırlık meşe ağaçları altında, top oynayan insanları hayal edip, koşar gibi zorluyorum. Sinirden ve stresten uzak mutlu bir hayatı yaşamaktan, şeker gibi duruyorum. Baraj suyunun verdiği oksijeni, çam ağaçlarının temizlediği havayı içime çeker gibi soluyorum. Önünde baraj denizi, yamaçlarında sıralanmış beyaz boyalı evleri hayal ediyorum. Küçük sanayi işletmeleriyle, camisiyle, alışveriş merkezleri ile spor sahalarıyla mutlu insanların yaşadığı uydu kentleri hayal ediyorum. İstanbul sokaklarında her sabah işe gitmek için çırpınan çileli insanların, uydu köylerdeki mutluluğunu yaşar gibi doluyorum. Çöplerden kâğıt toplayanların, asar dağı sırtlarında çiçek topladığını seyredip coşar gibi oluyorum. Dağlarda ötüşen bülbülleri, ağaçlara sarılmış gülleri, yeşil otlar arasından çıkan pembe sümbülleri soruyorum. Kış aylarının ılık ayazında, kardelen çiçeklerinin başında duruyorum. Sarı kekik, kantaron ve ebegümeci çiçeklerini topluyorum.

Susuzluktan çatlayan Harran ovasını, Atatürk ve Keban baraj çevresini yıllar önce görmüştüm. Şimdiki halini görünce dilim tutuldu lal oldum sanki. Toprak damlı evlerin yerine, baraj çevresinde villalar konmuş. Balıkçılık, hayvancılık gelir kaynağı haline gelmiş. Çöl olan o çevredeki arazileri yeşil bir halı gibi güzellikler kaplamış. Çok değil sekiz on sene sonra otuz bin nüfuslu İvrindi’yi şimdiden yaşıyorum. Barajın değişik yatırımcıları buraya çekeceğini şimdiden keşfediyorum. Topraktaki o bereketi görüp, küçük fabrikaların bacalarıyla şimdiden bollaşıyorum. Baraj çevresindeki kekik kokulu tepelere yeni tatil beldeleri kurulacağını görmemek, o çevredeki tabiat güzelliklerini hissedemeyen kalpleri kirli, duyguları hissiz, beyinlerini bir ideolojiye satmış kişiler için geçerlidir. Şunu da üzülerek söylemek gerekir ki, İvrindi’mize gelecek olan büyük hizmetleri, dar kafalarına sığdıramayan bazı kesimlerin kış uykusundan uyanmak istemedikleri aşikâr meydandadır.

Uykusu hafif olanları dürtersin uyanır, uykusu ağır olanlar silkelersin uyanmaz. Hele birde miskin uykucular vardır. Onların kafasına balyoz inmeden uyanmazlar. Birde tilki uykusuna yatan kurnazlar vardır. Onlar tilki uykusunda ve uyanınca da hep hinlik düşünürler. Baraj yapılınca İvrindi’nin bir atak yapacağını sezen haset düşünceli, hazırcı tembeller, durmadan yalan söyleyerek muhalefet ederler. Olmazcı, yapılmazcı, kaz kafalı, bu HİNLERİN başına yalanları kadar taş düşsün.  Barajın yapılmasına sebep olanlardan ve orada çalışanlardan Allah razı olsun. Baraj tamamlandığında, İvrindi ve Gökçe yazı ovaları bereket dolacaktır. Karıncalar gibi çalışarak alın teri ile kazanan, İvrindi’nin çalışkan çilekeş insanları zirvedeki mutluluğu yakalayacağı muhakkaktır. İvrindi’mizde çalışkan ve samimi bir kadro işbaşındadır. Yıkıcı düşüncelere itibar etmeden, İvrindi için çalışanlara hep beraber yardımcı olmamız esas olmalıdır. Hoşça kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir