Dr. İbrahim TUTAK

AZ YE AZ SÖYLE AZ İNCİT

Yazı boyutu

Obezite, aşırı kiloluluk, hastalık ölçüsüne varan şişmanlıktır. Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması ise vücut yağ miktarının sağlığı bozacak düzeyde  fazla olmasıdır. Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.Genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen, pek çok hastalığa davetiye çıkaran, yüzyılımızın en önemli sağlık sorunlarındandır. Tüm dünyaca hastalık olarak kabul görmektedir. Kalp ve şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, akciğer hastalıkları, eklem ve safra kesesi hastalıkları gibi birçok hastalığın altında yatan nedendir. Bunun yanında depresyon, sosyal ayrımcılık, benlik algısında bozulma (kendine güvensizlik) gibi olumsuz etkileri de vardır. Toplam yaşam süresi üzerinde 10-15 yıllık olumsuz etkiye sahiptir.Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.Obezitenin oluşabilmesi için temel kural günlük ihtiyaç olunan yada yakılan,harcanan enerjiden daha fazla enerji içeren yiyecek ve içeceklerin alınmasıdır.

Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması ve hatta kanser ile arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.

Obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme arzusunun günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

Obezitenin bir hastalık olarak tanımlandığını unutmayalım. Yani şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi yaşam boyu takip edilmesi gerekir. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir.Kısa süreli, hedeflenen kiloya ulaşmakla bitirmek  yeniden kilo alma ile sonuçlanabilir.Buna diğer insanlardan daha fazla enerji ve zaman ayırmaları gerekmektedir.

Şişmanlık sıklığı Türkiyede ve Dünyada gittikçe artmaktadır. Sağlık Bakanlığınca yapılan “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de obezite sıklığı;erkeklerde %20.5,kadınlarda %41 olarak tespit edilmiştir.Bunu Türkiye ortalaması olarak söylemek gerekirse %30.3 türDünya ortalaması % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.Türkiyede ki fazla kilolu ve şişman oranı ise %64.9dur.Dünya dan şişmanız.

Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve enerji yaşam fonksiyonlarının devamı için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut  ayarlar.Yakılacak enerji mitarının az yada çok olmasını kontrol eder. Harcanacak enerji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu muhafaza etmeyi hedefler. Bu nedenle kilo vermek isteyen bazı insanlarda zayıflama programına başlandığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilosunu  korumaya çalışır.Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da bu onların zayıflama programını sonlandırmalarının gerekçesi olur. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.Hatta bazıları daha fazla kilo alır.

 

Bazı çalışmalarda adenovirüs 36 nın tavuk ve farelerde obeziteye neden olduğu ileri sürülmüştür.Normal kilolu insanlarda adenovirüs-36 enfeksiyonu prevalansı %5 iken obezlerde %20-30 oranında bulunmuştur.Yenidoğan döneminde anne sütü ile beslenmenin obezite riskini azalttığına dair yayınlar vardır. Mamalarla beslenenlerde obezite riski daha fazladır.Çocuklukta başlayıp her yıl aynı miktar kilo almayla karakterize ve 30’lu yaşlarda 140 kg’a kadar ulaşan hastalık tipi vardır.Buna progressif hiperfajik obezite ismi verilir.

Obezite her yaşta olabilir veya gelişebilir. Doğum kilosu obeziteyi tahminde güvenilir değildir. Diabetik anneden doğanlarda obezite riski ve abdominal yağlanma fazladır.3-10 yaş arasında aşırı kilolu olan çocukların %50’sinde erişkin dönemde aşırı kilolu olma riski vardır. Adölesan çağında aşırı kilolu olanların %70-80’inde ise ileri yaşta aşırı kilo gelişmektedir. Erişkin kadınlar ise gebelik, oral kontraseptif kullanımı ve menapoz döneminde kilo alabilirler.

ibrahimtutak.com.tr

Sosyal Medyada Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir