BATININ TELAŞI

Yazı boyutu

7 Haziran seçimleri öncesi “ESKİ GÜNLERE GERİ DÖNMEYELİM” başlıklı çokça anlatım yapmıştım. Koalisyon hükümetlerinin sakıncaları üzerinde durmuştum. Seçim sonrası eski kavgalı günlere geri dönüldü mü? Bundan 12 sene önceki hayatımızla, bu günkü hayatımız arasında ne gibi farklılıklar var bir bir göz atalım. Bundan 12 yıl önce oturduğumuz evlere bindiğimiz arabalara bakalım. Soframıza getirdiğimiz nimetlerin çeşitlerine ve bolluğuna bakalım. Çoluk çocuğumuza aldığımız giyeceklere bakalım. Cebimizdeki paralara ve kullandığımız imkânlara bakalım. Köylere kadar uzanan devlet elinin yaşlı, hasta ve sakatlara sunduğu imkânlara bakalım. Her şehrin girişinde yükselen on kat evlere, yeni yapılan belediye binalarına bakalım. Hava alanlarına, köprülere, tünellere, hızlı trenlere bakalım. Yollara, toprağa can veren göletlere, barajlara bakalım. Mal varlığımıza ve sağlığımıza bakalım. Elimizdeki telefona, evimizdeki televizyona, devlet kapılarında size sunulan davranışlara bakalım. V.b.

Türkiye’nin gelişip büyümesi, halkın refah oranının yükselmesi, Anadolu’nun ve İstanbul’un dünyanın odak noktası haline gelip güçlenmesi, batı dünyasını müthiş şekilde rahatsız etti. 70 milyon nüfuslu ülkemizin, merdivenleri ikişer, ikişer atlayarak, yeni bir Japonya, yeni bir Almanya olma yolunda ilerlemesi batı dünyasını çok telaşlandırdı.

Bundan 12 yıl önce, hükümetleri ve temsilcilerini istedikleri gibi kullanan batılı üst akıllar ve yerli temsilcileri, ülkemizi batırmak için günü geldiğinde istedikleri planları uyguladılar. İstihbaratta, adalette, emniyette ve siyasetteki yerli temsilcilerini aktif hale getirip, hem hükümetlere ve bu aziz millete zulüm ettiler. Sokak olayları, taksim nümayişleri, yargı cinayetleri, telefon dinlemeleri, komplo ve karalama manevraları yetmeyince, silahlı şiddete başvurmaya başladılar. Bütün kanalları ve iftira ile yalan yollarını açtılar. PKK ya, DEAŞA ve Elli bin vatandaşımızın ölümüne sebep olanlara, yatağında yatan polisimizi katledenlere, canlı bombalarla birçok masum vatandaşımızın ölümüne sebep olanlara saldıran yok. Bütün şer güçler birleşerek bu günkü siyasi iktidara saldırıyorlar. Yetmiyor Diyanet işleri başkanına saldırarak esas hedeflerinin ne olduğunu gösteriyorlar. Bu ülkeye ve bu necip millete kim hizmet edip kucak açtıysa, oraya birleşerek saldırıyorlar. Bu sinsi zihniyetler daha önceleri de, Menderes’e, Özal’a, Erbakan Hoca’ya ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi kahramanlara da saldırıp, kimini astılar, kimini hapislere tıktılar, kimini bir suikasta kurban ettiler.

Sayın dostlar: Bu yüce millet bin bir güçlükle yakaladığı refah tablosunun yok olmasından çok rahatsızdır. Eski huzurlu ve istikrarlı günleri arzulamaktadır. “DIŞ AKIL”, “ÜST AKIL” veya “ÜSTÜN AKIL” denilen, dışa bağlı satılmış beyinler ise İlerleyen ve gelişen Türkiye’nin yolunu kesmek için zayıf ve istikrarsız hükümetler kurulmasını arzulayarak TERÖR olaylarına başvuruyor. Karşılarında güçlü TÜRKİYE görmek istemiyorlar. Sadece ülke içinde değil ülke dışındaki Müslümanların bel bağladığı, ümit kapısı olarak gördüğü Türkiye’nin ilerleyişini TERÖR olayları ile durdurmak istiyorlar. Sanayide ticarette, atak yapıp beli doğrulan Türkiye’nin kolunu kanadını kırmak isteyenleri bu necip millet iyi anladı. Üst akıl, üstün akıl dedikleri dış odaklara bağlı veya kan ve katliamdan beslenen TERÖR merkezlerinin çilesini millet olarak hep beraber çekeceğiz.

Türkiye bu sıkıntılı günleri atlatma yollarını muhakkak bulacak. Çare tekrar millete sorulmak için sandıklar seçmenin önüne tekrar konacak. Ufukta seçim göründü. Hem de çok yakın. Hoşça kalın.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir