Köşe Yazıları

CôTE D’AZUR

Yazı boyutu

Fransa’nın belki de en güzel yeri olan, Akdeniz’e kıyı bölgesi Côte d’azur  , Türkçe’ de ‘Mavi’nin Kıyısı ‘ anlamına geliyor. Burada söz konusu olan azur mavisi , tahmin edeceğiniz üzere turkuaz renkli denizden alıyor adını. Fransız Rivierası olarak da adlandırılan ve yüzyıllar önce Foça’dan yola çıkan bir denizci tarafından keşfedilen bu bölge, sadece kalburüstü Fransızların yazlık olarak tercih etmesiyle kalmayıp, son zamanlarda, dünyanın farklı ülkelerinden de pek çok turisti ağırlamayı başarmış bulunmakta.

Film Festivallerinden adını duymaya alışık olduğumuz Cannes , yaşlı nüfusun fazlalığı ve caddelerinin sakinliğiyle bir emekli kasabası gibi görünse de sahil boyunca uzanan güzel La Croisette caddesiyle , bu caddede yer alan ve her yıl sinemanın en önemli ödüllerinden Altın Palmiye’nin dağıtıldığı Film Sarayı Binası ve Cannes parklarında karşımıza çıkan birbirinden güzel karusellerle adeta bir film setindeymiş hissi vererek görülmeyi hak ediyor.

Cannes’a yarım saat mesafede bulunan , Grasse  adlı kasaba dünyanın parfüm başkenti ve parfümün doğduğu yer olarak da bilinir. Bu yer öylesine güzel bir havaya sahiptir ki  en narin çiçekler de burada yetişmektedir. Bölgenin en eski ve meşhur parfümerisi Galimard , parfüme dair her bilgiyi A dan Z ye ziyaretçilerine sunuyor.

Riviera’nın incisi Nice , Cannes şehrine sadece 33 km uzaklıkta bulunmasına rağmen bambaşka bir atmosfere sahip. Denize paralel uzanan Promenade de Anglis caddesindeki patenli ,kaykaylı , sportif yaya trafiğiyle , çok daha dinamik , cıvıl cıvıl bir yer burası. Caddenin sonundaki Castle Hill tepesinden görünen uçsuz bucaksız Akdeniz’le birleşen şehir manzarası hiçbir yerde eşine rastlanmadık cinsten . Bu şehir , misafirlerini kendine aşık etmeye yemin etmiş olmalı . Vieux Nice yani bir nevi Old Town diyebileceğimiz bölge, şirin cafeleri , lavanta satan dükkanları ve güler yüzlü esnafıyla , soğuk insanlar diye adı çıkmış Fransızların aksine bir tutum sergiliyor. Enfes mimarisi ve göz alıcı renkleriyle meşhur Massena Meydanı, sıkça müzik festivallerine ev sahipliği yaparak şehrin daracık , işlek sokaklarına yayılan müzikle , herşeyi daha da güzelleştiriyor. (Nice’in en ihtişamlı oteli olan Negresco  , adını Romen Henri Negresco’dan alır. Bir zamanlar Alain Delon , James Brown gibi bir çok ünlüyü ağırlamış ve Riviera’nın Sarayı olarak da anılan bu otelin hikayesi de oldukça çarpıcıdır.)

Hala prenslikle yönetilen  bir şehir devleti olan Monako da Nice’e oldukça yakın. Şehrin Monako Ville bölgesi , sanki oyuncak bebek evlerinden oluşmuş gibi. Bir masalın içinde geziyormuş hissi veriyor insana . Devasa Oşinografi Müzesi ve Grimaldi Sarayı da yine bu bölgede bulunmaktadır ve saray , büyüleyici güzellikteki Monako liman manzarasına bakmaktadır . Monako denince akla ilk gelen şey  haliyle Casino Monte-Carlo oluyor . Sayılı milyarderlerden olmadıkça lordlar kamarasına almasalar da üstüne başına birazcık özen gösteren herkesin avam kamarasına girme şansı var. Vatikan’dan sonra dünyanın ikinci küçük bağımsız devleti olan Monako ,şimdilerde lüksün ve zenginliğin  ilk adreslerinden olsa da bir zamanlar ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve  Fransız himayesine girme tehdidi yüzünden, dönemin prensi III. Rainier çareyi sansasyonel bir evlilik yapmakta bulmuş. Amerikan actrist Grace Kelly  ile evlenen prensin  bu akıllı hamlesi sayesinde Monako tekrardan adını  duyurmaya başlamış ve işler yoluna girmiş.Yaptığı hayır işleriyle halkın gönlünü kazanan Grace’in, Monako Katedrali’nde bulunan mezarını hala hergün ziyaret edip , çok sevdiği beyaz güllerden bırakan bir kitle bile var burada.

 

  1. Teşekkürler canım. ..harika bir anlatım..sayende oralara gitmiş gibiyim. .o kadar akıcı ve güzel yazmışsın ki bir solukta okudum. …Hiç sıkılmadim…devamını sabır sizlikla bekliyorum. …

  2. Tekrar gitmiş gibi oldum ağzınıza sağlık tuğçe hanım, yazılarınızı iple çekiyorum:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir