HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Yazı boyutu

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Hukukun değil de bazı hukukçuların kendini üstün saydığı bir sistemde, anlayışlar değişmeli ve uygulamalar haklının üstün olduğu bir değerlendirme ortamında irdelenmelidir. Hiçbir kişi veya kuruluş hakların ve hukukun üstünde görülemez. Haklı devamlı güçlü konuma getirilmelidir. Güçlünün haklı olduğu bir sistemde, hukukun üstünlüğü tahakkuk etmediği gibi, haklıda güçlü duruma getirilemez. Hak güçlüye değil, haklıya verilmelidir. Kısacası hukukçu değil, hukuk daima üstün olmalıdır. Tarih boyu, bir toplumun veya kişinin hakkını gasp edenler asla iflah olmamış ve bu dünyadan perişan olarak göçmüşlerdir. Onun için diyoruz ki; hukukçuların vicdanında,” bende bir gün ilahi adalet önünde hesap vereceğim” duyguları hiç eksilmemelidir.

05

 

Osmanlının asrısaadet ortamının yok edilmesi ile birlikte, canlılar ortamındaki haklarda ayakaltına alınmaya başladı ve insanlık âlemindeki huzursuzluklar çoğaldı. Nefsimize, şeytana, güçlüye ve kullara kulluk yapar olduk. Manen, ahlaken ve amelen tam bir pespayelik sergileyen yaşam tarzını olağan hale getirdik. İzzetimizi kaybettik. Zillete ve zulme kilitlenir hale geldik. Kazanma ve kapma hayatımızın her parçasında normal bir tarz haline döndü. Madde ve makamlar ile yalancı dünyanın teknolojik şaşası nevrimizi çarptı. Hz. Ebu Bekir’in yamalı bir hırka ile vefat ettiğini unuttuk. Yine Hz. Ömer’in, Nil nehrinde boğulan bir hayvanın bedelini devlet kasasından ödediği hukuk anlayışını, hukukçularımız idrak edemiyor.  Hakkın ve hukukun üstünlüğünü düşünen bir avuç insan kaldı. Güçlünün ve maddenin esiri olmaya başladık. Yürüdüğümüz hayat yolunda hakka riayet etme, zalime ve zulme dur deme duyguları azaldığından, her adım atışımızda, keskin taşlar, dikenler ve tuzaklar üzerinden atlamak mecburiyetinde kalıyoruz. Zorlanarak yürüdüğümüz hayat yolunda, yüzlerce firavunlar, nemrutlar, cellâtlar zalimler ve hainler pusu kurmuş bekliyor. Canımızı, rızkımızı, ırzımızı, izzetimizi, şerefimizi, tenimizi hangisinden kurtaracağımızın mücadelesi, bizi insan olma yolundaki düşüncelerimizden ala koyuyor. Bitmez tükenmez AHİR dünyada sorgulanacağımızı idrak edemiyoruz. Orada hakların ve gaspların aşikâr gün yüzüne çıkacağını ve ilahi adaletin tahakkuk edeceğini gönlümüzde yaşatamıyoruz. Hakkın ve hukukun bu tükenişine insanlık âlemi daha fazla dayanamaz.

Osmanlı insanının büyüklüğü, şefkatinin, izzetinin, gayretinin, hakka saygısının, içinde yatıyorsa, bu günün sefaleti de ayni unsurların hukuksuz uygulamaları içinde batıyor. Kötüler el ele, kol kola vermiş, topluma kaş çatıyor. İyiler sesiz kaldığından kötülükler artıkça artıyor. Haklar ve hukuka saygı, bütün saygıların önüne alınmadıkça insanlık âlemindeki huzursuzluklar bitmez. Adalette, siyasette, sanatta, ticarette, eğitimde, tarımda, hayvancılıkta, kısacası şu yaşadığımız kısa hayat yolunda, hukuka saygılı oluşumlar gelişip büyümelidir. Ayrıca, bir gün ilahi adaletin, muhakkak tecelli edeceğini idrak eden DOĞRU nesiller yetişmelidir.

İyi ve doğru öğretmen sınıfında öğrencilerin zamanını çalmaz.

Doğru öğrenci, öğretmenine isyan edip taş sopa atmaz. E maşallah bizim öğrencilerin kurşun da dâhil atmadığı hiçbir şey kalmıyor.

Doğru doktor hastasına yanlış reçeteler yazıp organ kaçakçılığı yapmaz.

Doğru hukukçu vicdanını siyasilere veya şarapçı ve şak şakçılara satmaz.

Doğru avukat müvekkilini para için satmaz. Hakka ve hukuka yalan beyan katmaz.

Doğru yargıç kararlarında hileli yollara sapmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı uygulama yapmaz

Doğru toplum yöneticileri, insanlar arasında ayırım yapmaz.

Doğru sanatkâr, sanatına hile katmaz.

Doğru siyasetçi hitabetine yalan katmaz.

Doğru politikacı, millet meclisi kürsüsünden kitap veya ayakkabı atmaz. Milletin verdiği maşın ve kanunların verdiği imkânların şımarıklığı ile sağa sola küfür yapmaz.

Doğru hayvan yetiştiricisi süte su katmaz. Peynir ve yoğurt imalatında hileli yollara sapmaz.

Doğru tarımcı, yetiştirdiği ürünlere hormon aşılamaz.

Doğru akaryakıt satıcısı benzine, mazota hileli kimyevi maddeler katmaz.

Doğru sanayici, işçimi, bankaları ve devleti nasıl dolandırırım diye hesap yapmaz.

Doğru bankacı müşterisine kazık atmaz. Bizim bankacılara kırk bir kere MAŞALLAH. Kazık yerine hortum kullanıyorlar.

Doğru din görevlisi riyakâr yollara sapmaz. Dini konular dışına taşmaz.

Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Osmanlı doğru ve YÜREK İNSANLARI yakaladı ve bu sayede yedi asır ayakta kaldı. Onun için diyoruz ki, önce adalette ve diğer bütün kurumlarda işini bilen ve işine yürekten bağlanıp seven, doğru insanlar yetiştirilmelidir. Hakkı ve hukuku dilde değil, yüreğinde beslemelidir. İşe aileden ve kendimizden başlamalıyız. Çünkü insanın en kesin olarak değiştirebileceği varlık, yine kendisidir. Hoşça kalın.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir