LEYLEK KAYASI

Yazı boyutu

LEYLEK KAYASI

2Köyün hemen yanı başındaki tepede öyle bir duruşu vardır ki, heybeti etkiler köylüleri leylek kayasının. Evden çıkan bütün gözler önce onu görür. Bacalardan çıkan dumanların sıcaklığını o söndürür. Dik bir yamaçta nasıl durduğu herkesi düşündürür. Köye yâd ellerden gelenlerin gözlerini, kendine döndürür. Sert bakışları, hemen yanı başındaki GELİN KAYASINI güldürür. Yıkalım, kıralım, dağıtalım, bize dikleşmesin diyenleri, hayat boyu süründürür. Öyle bırakmıştır ki YARADAN, sanki göstermiştir gücünü. O sağlıyor böyle duruşunu. Kimse Bilmez kayanın, neden? niçin? nasıl? Oluşunu. Köylülere sorsan yıkılmaz mı, evlere doğru kaymaz mı diye. “Yıkılmaz ALLAHIN KUDRETİ tutuyor” derler. Asırlardır ayni yerinde, ayni heybetle durur, durur da korkutur köylüleri. Hem korkutur, hem gönül bağı vardır onlarla. Kayada da gönül bağı olur mu demeyin. Onların simgesi, onların uğuru haline gelmiştir leylek kayası. Acı ve dertli günlerinde bağrına taş bastı derler ya. İşte bu taştır yüreklere basılan. Kayar mı ki? Yıkılır mı ki? Vesvesesi boşuna. Ne yıkılır, ne kayar. Hep köylülere bakar yamacından. Güzelliği ve özelliği, geriye doğru kaykıl duruşundan. Yüreğim yandı diyenlere, sızarak su verir bağrından. Şarapana, (şaraphane) avuç açar, çanak tutar altından. Zamanla gelin kızlar gelip geçermiş yanından. Ondan adak dileyip, yardım isterlermiş. Şimdiki kızlar seyran için oturuyorlar gölgesine. Çevreyi, gelip geçenleri, havada uçanları, uçup gökyüzünde kaybolan duyguları seyre dalıyorlar. Belki de hayat boyu mutlu kalmayı onda yakalıyorlar. Taş değil mi bu demeyin. Acı sözler söylemeyin. Hele hele tepesindeki leylek yuvasına hiç değmeyin. Yuvayı elleyenlerin eli titrermiş. Leyleklerin yüreği ürperir köylüye küsermiş. Kırlangıçlar, başka diyarlara göçermiş. Ahşap evlerin çatısı aniden çökermiş. Ayva ağaçlarının hepsi çiçek dökermiş. Çiftçiler tarladan buğday yerine delice biçermiş. Sünnet düğünlerinde çocuklar, yemek seçermiş. Koca çeşmeden mandalar, zehir içermiş. Av köpekleri kobaylar, tavukları yermiş. Tilkiler tarlada, susamları ezermiş. Çakallar sürüden, tokluları seçermiş. Yılanlar keçileri emermiş. Fareler ambarları delermiş. Geceleri baykuşlar acı acı kükrermiş. Bebekli anneler sütünü kaybedermiş. Yarasalar gündüzleri gezermiş. Çeteler, köyden gelip geçermiş. Köye uğursuzluk çökermiş.

LEYLEK KAYASI

Heyyy koca kaya. Asırlardır garip leyleklere ev olan vefalı yuva. KOCA TAŞ. Köyün başındaki karakaş. Sarıklı ve uğurlu baş. Bütün köylüye vefalı arkadaş. Kısık yoldan geçenlere selam verip, rehber olan, iri yoldaş. Keçeci dayının evini közleyen, leylekleri özleyen, netamelileri gözleyen,  bahtsızları izleyen, rüzgâr ile inleyen, dertlileri dinleyen, milatlık sırdaş, Köyümün bekçisi KOCA TAŞ.

Acımasız kalpleri sana benzettiler,

Sana cansız, ruhsuz dediler.

Kötü duyguları sana hapsettiler,

Hâlbuki senindir rüzgârdaki beste,

Çiçekler getirir leylekler tepesine,

Deste deste.

Çember olup, değirmende dönermiş,

Su ile yanar, su ile sönermiş,

Yosun olup, balıkları severmiş,

Bak, duvardaki taş,

Nasıl göğermiş.

Yollar, damlar, hanaylar,

Seninle yapılır evler,

Seninle yapılır kemerler,

Sende barınır leylekler.

Sana sığınır garipler,

Senin o yumuşak ruhuna,

Birde taş gibi derler.

Rehber olup,

Kervanlara yol göstermiş.

Masat olup,

Kılıçları bilermiş.

Çakıl olup,

Derelerde gezermiş,

Toprak altında maden olmayı,

Nasıl becermiş.

Sensin bekleyen köyün nesillerini,

Sensin yükselten camilerin minarelerini.

Surlarla sundurmalarla,

Çeşmeler senden yapılır,

Senden yapılır evlere çıkılan merdivenler,

Namaz vakti senden haykırılır.

İsmail usta taş yontarmış,

Evirip çevirip şekline bakarmış.

Beğenmediğini atarmış,

Bağrına hep taş çakarmış.

Yaptığı eve bir bak,

Bu koca kayayı nasıl koparmış.

Döven dişine taş takarmış,

Yola koyup, hep basarmış,

Renklileri çok aparmış.

Kireç taşı ocaklarda,

Nasıl da ağarmış.

Günahkârları ALLAH taş edermiş,

Görmedim amma anlarım.

Hatta bir gün gelecek,

Gökten de yağacaksın sanırım.

Seni ben ta Arafat’tan tanırım.

Taşlardır vefa, taşladır cefa,

Taşlardır acı, taşlardır evveliyet,

Taştan başka ne bırakır medeniyet.

İnsanoğlu taş olup baş yararmış.

Taşı taş üstüne koyup yapar,

Bir yandan yıkarmış.

İnanmayanın kalbini YARADAN,

Taş gibi yaparmış.

Ve bir gün insan,

Uzatılır köyün musalla taşına,

Toplanır yakınları başına,

Helal eder her kişi hakkını,

Sessiz naaşına.

Mezarlığa gelinir,

Toprak boyunca delinir,

Üzerine bir bardak suda serpilir.

Yine bir taş dikilir başına.

İşte o taştır insandan baki,

Üstünde bir tarih, bir Fatiha,

Ve hüvelbaki.

Devam edecek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir