ÖZLÜ SÖZLER VE BİZ

Yazı boyutu

Coğrafyamızın asırlardır ürettiği ve halen de üretmekte olduğu kültürel iklime, daha dikkatli ve daha samimi şekilde eğilmemiz gerekiyor. Geçmişten günümüze değişen hayatın çehresini bir bütün olarak almalıyız ve öyle algılamalıyız. Canlıları fiziki haliyle değil, yaptıkları ile ele almalıyız. Kadınlar veya erkekler, biz veya ötekiler, bunlar veya onlar, garipler veya zenginler, âlimler veya zalimler, bitkiler ve hayvanlar demeden, dün veya bugün içermeden, hayatımızdaki aksaklıkların sebebi ile yüzleşmemiz esas olmalıdır. Kendimizden yola çıkarak, nefsimize çatarak, davranışımıza bakarak, hayata tat katarak, aksak çağımızın eksikliklerini aramalıyız. Bu kadar bolluk içindeki aksak veya eksik hayatın, “insan gibi insan” olabilmesi için sorumluluk almalıyız.

Alarm vererek, hemen, derhal ve acilen başlamalıyız.

İnsanlığın var oluşundan bu yana deneyimlerle elde edilen hayat tarzları bize rehber olup yol göstermeli. Her kısımda, her kesimde, her kitlede, her kabilede, her liderde, her önderde görünen güzellikleri bulmak, hayatımızı, yağmur suları kadar temiz, okyanuslar kadar engin, arının yaptığı bal kadar tatlı kılacaktır. İşte size yaşayış tarzlarından özlü sözler. Sizde bir söz bulun ve hayatınızın akışı içinde kullanın. Tepe tepe kullanın.

Arkadaş hatasıyla taşınır. Hatasız dost arayan, dostsuz kalır.

İş yapanın hatası olabilir, iş yapmadan yatanın hiç hatası olmaz.

İyiliğe iyilik her kişinin karı, kötülüğe iyilik er kişinin karı.

İyi dost, acıda olsa gerçekleri yüzüne söyleyebilendir.

Yarım doktor candan eder, yarım imam dinden eder.

Keskin bıçak kınına zarardır.

Köpeğe gem vurma, kendini at zanneder.

Başarının birçok babası vardır. Başarısızlık ise kendine baba bulamaz.

Yüzleşmemiz ve kendimizi sorgulamamız gereken sorular, bu özlü sözlerin içinde saklıdır. Yüreğinde eleyerek, beyninde irdeleyerek, yaşayışa getirerek, sorulara cevap bulanlar başarıyı yakalar. Yaşadığımız ömürde ve yaşayabileceğimiz müddetçe, insanların payına, hayvanların nebatatın payına, taşa ve toprağa, havaya ve suya, gökyüzündeki parıltılara, uçan kuşa, esen rüzgâra, yağan kara, yaptıklarımdan veya yapamadıklarımdan ne verebildik? Diye kendimizi sorguluyor muyuz? Kâinattaki ve çağımızdaki bütün olanlardan ve olaylardan, hepimizin payına bir vebal yükleniyor.

BİLİYORMUYUZ? FARKINDAMIYIZ?

İnsanın kendi bağrı, kendi YÜREĞİNE yurttur. Toplum yaşayışındaki diğer yürekleri görebiliyor muyuz? Bu yurt oluşumunda, bol bol kültür beleyebiliyor muyuz? Gönül kapısını hafifçe açabiliyor muyuz? Yüreğimizdeki sevgiyi, çevreye saçabiliyor muyuz?

İşte mesele bu.

Çadırda yaşayan çocuklar, uyuşturucu pençesine düşen gençler, cami önlerine bırakılan bebekler, tenini satan yürekler, beş dirhem altın için koparılan bilekler, hepimizin günah hanesine kayıtlı. Bunu hissedip, çevremize bu ruhla bakabiliyor muyuz?

İşte burada da eğitim önemli. Haydi, vicdanında bir kıpırdanma hissedip, ürperen annelerimiz, babalarımız, öğretmenlerimiz. İş başına. Eğitim… Eğitim… Eğitim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir