SULTAN VAHDETTİN’İN GÖZYAŞLARI

Yazı boyutu

 

 

Sultan Abdülaziz’i boğarak katledip intihar süsü verenlerle, Ulu Hakan Abdülhamit’i Selanik’e sürgüne gönderen zihniyetler, son padişah Vahdetini de ülke dışına gönderip, Osmanlı’yı perişan eden düşünceler aynıdır. Halifelik vasfını şahsında taşıyan son padişahın ülke dışına çıkarılarak perişan hale düşürülüp İslamiyet’ten ve Osmanlı insanından öç alınmasını isteyenler, bir İngiliz zırhlısı ile vatan topraklarından atılmasını sağladılar.

Sayın okuyucularım, Osmanlı’nın gerileme devrinde başlayan acı verici olaylar hiç eksilmiyor. İnanca değer veren İmanlı yürekler hep eziliyor. Müslümanların yaşadığı topraklarda kan ve gözyaşı bir asırdır hiç dinmiyor. İmanlı yürekler tek tek tespit edilip kimi katlediliyor kimi vatanından uzak diyarlarda sefalet içinde can veriyor. Son halife Vahdettin’de böyle acıklı bir ortamda hakka emanetini teslim etti. Kış mevsimsinin yeni başladığı 17 Kasım 1922 günü sabahı bir gurup İngiliz askerinin denetiminde bir kayığa bindirilen Vahdettin tabakasından bir sigara çıkarır ve şu sözleri mırıldanır. “Vatanımın havasını teneffüs ederek ve İstanbul’u seyrederek, son bir sigara daha içeyim” der. Sigarayı içer. Elinde bulunan tabaka ve çakmağı yaverlerinden birine vererek; “bu devlet malıdır. Hazine ambarına irat kaydediniz” sözleri ile birlikte gözlerinden yaşlar akıtarak HMS MALAYA isimli İngiliz zırhlısına bindirilip Malta adasına hapsedilir. O yıllarda Malta adası, tifo, sıtma, verem, frengi gibi hastalıkların yaygın olduğu adeta bir ölüm adasıdır. Yokluk, hastalık ve sefalet içinde geçen sürgün yıllarına hicaz kralı Hüseyin dayanamayarak ülkesine davet eder. Bir müddet hicazda yaşayan son halifeyi İngiliz Siyonistleri hazmedemez. Zira Müslüman bütün ülkeler kendine halifelik vasfından dolayı saygı duyup, çevresinde bir oluşum meydana getirdiğinden, kral Hüseyin’e baskı kurarlar. Oradan da alınarak İtalya’da bulunan San Remeo şehrine yerleştirilir. Hiçbir geliri olmayan padişah çevre Siyonistleri tarafından borçlandırılır. Yokluk ve sıkıntılara dayanamayan Osmanlı hanedanın son büyüğü üç yıl içinde 15 Mayıs 1926 tarihinde hakka emanetini teslim ederek vefat eder. Osmanlı düşmanı San Romeo esnafı tarafından tabutuna haciz koyulur. Cenaze kaldırılamaz. Suriyeli Müslümanlar tarafından para toplanır ve borçları ödenerek haciz kaldırılıp cenaze Suriye’de bulunan Şam şehrine kaçırılır. Şam’da bulunan Süleymaniye cami avlusuna defnedilir. Mezarı da doğduğu topraklardan uzak diyarlarda yatmaktadır. Daha böyle yurt dışında kalıp, vatan hasreti ile kavrulan yüzlerce vatansever büyüğümüz vardır.

Sayın okuyucularım; Osmanlıyı yıkmada İngilizler öncülük yaptı. ABD gibi diğer kapitalist ülkeler bu yıkımı hep payanda oldu. Osmanlı, SİYONİZMİN kendine karşı uyguladığı yıkıcı metotlara bir savunma bulup geliştiremedi. Arada bir Abdülhamit gibi Osmanlıyı toparlayan padişahlar geldi ise, onları da ekarte edip ya katlettiler, ya da sürgüne gönderdiler. Halk savaşlardan dolayı yorgun ve bitkin bir durumda olduğundan saltanata hem ekonomik ve hem de manevi desteğini veremedi. İngilizlerin Osmanlıya karşı yaptığı iki hamle vardı. Öncelikle, (şimdi olduğu gibi) yönetim kademesine sızdılar, sonra bölüp parçalayıp yönettiler. Ayrılığı körüklediler. Farklılıkları çatışma haline getirdiler. Oysa Osmanlıda Sırp, Macar, Rum, Boşnak, Çerkez paşalar ve yöneticiler vardı. Hepsi Osmanlı için çalışırdı. Mustafa Kemal Sultan Vahdettin’in yaveri idi. Hepsi Osmanlı’ya büyük hizmetler verdiler. Bu ayrıştırmaları körükleyip önce kriz yaratarak, ruhi yara açarak başladılar. Sonra çatışma haline getirdiler. Hala öyle olmuyor mu? Onların iki asır önce açtığı yaralar hala kanıyor.

Kıymetli dostlar, işin acı tarafı da bizim atalarımızı yine bize kötülettiler. Birçok vatansever kişiyi hain ilan ettirdiler. Bizde onların borusuna tempo tutarak Osmanlı insanın yapısını ve atalarımızı heba ettik. Tıpkı Genç Osman, Abdülaziz, Abdülhamit ve vahdettin gibi muhterem zatlara hep saldırdık. Cumhuriyet döneminde ise inançlı devlet adamlarının kimini idam ettik, kimini bir kazaya kurban ettik. Şimdide bu günkü yöneticilere saldırtıyorlar. Siyasi hırsları bırakarak Aklımızı başımıza almamız gerekiyor. Görüş ayrılıklarını insani duygularla, demokratik kurallar çerçevesinde görüşerek, tartışarak, yarışarak çözebilmeliyiz. Hoşça kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir