Ramazan TOPCAN

YETİMİ İNCİTMEK; EFENDİMİZİ İNCİTMEKTİR

Yazı boyutu

Duha suresi 6-9. ayet-i kerimelerde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Seni yetim bulup da barındırmadı mı? Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da yola iletmedi mi? Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi ezme.”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ise hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Ben ve yetime kol kanat geren kimse, cennette yan yana olacağız.”
Yine Efendimiz (s.a.v.):” Helak edici yedi şeyden sakınınız.” Buyurdular.
Orada bulunanlar ken¬disine: “Ey Allah’ın Resulü! Onlar nelerdir?” diye sordular.
Hz. Peygam¬ber (s.a.v.) de:
“Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, haklı bir sebep olmaksı¬zın Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum gününde kaçmak, zinadan uzak hiç bir şey¬den haberi olmayan müslüman kadınlara zina iftirasında bulunmak.” tır, buyurdular.

İslâm’a göre varlık âleminin en değerlisi insandır. İnsan, anne rahmine düştüğü andan hayatının son anına kadar, her merhalede ayrı bir kıymet arz eder. İnsanın hakkını koruyup kollamak için Yüce Dinimiz, özel hükümler getirmiştir. Hangi merhalede bulunursa bulunsun hakkı, asla gasp edilemez. Hele mevzu konu yetimler ve kadınlar olunca ki sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) Yüce Mevla’mıza şu niyazda bulunması konunun hassasiyeti bakımından yeterli olsa gerek: “Allah’ım! (Sen şahid ol), Ben şu iki zayıfın hakkının zâyî edil¬mesinden (insanları) şiddetle uyarıyorum: Ye¬tim ve kadın.”
Yetim kalan sahabe-i kiram efendilerimizden Beşir bin Akrebe, babasını kaybettiği için sürekli ağlıyordu. Kimseler onu teselli edemiyordu. Bunu duyan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Beşir’in yanına giderek onu teselli etmeye çalışarak;“İstemez misin? Ben, senin baban olayım, Aişe de senin annen olsun.” dedi. Hiç düşünmeden: “Evet, çok isterim.”dedi Beşir. Efendimiz (s.a.v.), mübarek eliyle Beşir’in saçlarını okşadı, onu kucakladı, bağrına bastı, alıp Hz. Aişe-i Sıddıka Validemize götürdü. O da Beşir’i güzelce yıkayıp temizledi. Saçlarını tarayıp ona yeni elbiseler giydirdi.
İşte, böyle sahip çıkıyordu Efendimiz, yetimlere, öksüzlere, sahipsiz yavrulara. Ve: “Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” Mübarek sözleriyle de Mü’minlerin dikkatini çekiyordu yetimlere, sahipsiz kimselere.
Hayata gözlerini açan her insanın, acı ve tatlı birçok hatırası vardır. Bir kısım insan, anne-baba şefkati ve merhametiyle büyürken, bir kısım insan ise daha doğmadan veya küçük yaşta ana ve baba sevgisinden mahrum bir ömür geçirmeye başlar.
Dinimiz, ana babasından birini veya ikisini kaybeden bu kimselere; “yetim” adını vermiştir. Yüce Dinimiz İslam, herkesin hakkını korumuştur. Korunan bu haklar içerisinde, en önemli haklardan birisi de yetimlerin hakkıdır. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde, bu hususa geniş yer verilmiştir. Nitekim ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerde yetimlere uygulanan kötü muameleler yerilmiş ve yetimlerin hakları korunarak himaye altına alınmıştır. Nisa suresi 10. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “ Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.”
Kur’an ve sünnette, yetimlerle ilgili esaslar gösterilmiş; Mü’minlerin bu konuda yapmaları ve kaçınmaları gereken davranışlar açıklanmıştır.
Yüce Allah, insanları bu konuda sık sık uyarmış, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de insanları dikkatli olmaya ve onlara iyilik yapmaya çağırmıştır. Bunun toplum huzuru için de büyük bir önemi vardır. Ölmeden evvel hayatın, yoksul düşmeden önce zenginliğin, hasta olmadan evvel de sıhhatin değerinin iyi bilinmesini öğütleyen Hz. Peygamber (s.a.v.), bizlere yoksulları gözetmemizi, yetimleri himaye ederek eğitip yetiştirmemizi, mallarını da muhafaza ederek onların yararına işletmemizi, düşkünlere ve güçsüzlere göz kulak olmamızı emretmiştir. Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, yetime güzel davrananları övmüş, şehâdet ve orta parmağını birleştirip göstererek: “(Kendinin veya başkasının olsun) yetime bakan kimse ile ben, cennette şunlar gibiyiz.” Buyurarak cennette yan yana komşu olacaklarını, ayrıca;
“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.” Müjdesi ile de yetime kol kanat olanları taltif etmiştir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz de yetim olarak dünya serüvenine başlamışdı. Annesiz-babasız büyümüş olan Rahmet Peygamberi, hayatı boyunca hep yetimleri, öksüzleri, kimsesizleri ve fakirleri gözetmiş ve: “Müslümanlar arasında kim bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse Allah onu mutlaka cennete koyar.” buyurmuştur.
Öyle ki Allah Resulü (s.a.v.), kendi Fatıma’sı ihtiyaçları için babasının kapısını çaldığında, Bedir’in yetimlerinin daha öncelikli olduğunu söylemiştir.
Bugün de şefkat dolu bir bakışın hasretini çeken, çaresizliğin belini büktüğü yetimler ve öksüzler var. Onların her biri inanan Mü’minlere Peygamber’in birer emanetidir. Onları inciten Peygamberi incitir. Onlara sevindiren Peygamberi sevindirir. Yetime şefkat, imanın üzerimize yüklediği bir vazifedir, Yetimi, öksüzü sahipsizi koruyup kollamak ümmet olmanın gereğidir. Yetimi itip kakmak, onu ezmek ve onun ihtiyaçları karşısında bigâne kalmak en hafifinden dinî ve ahlâkî şuursuzluktur. Zira yetime uzanan her el, cennete açılan bir kapıdır.
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) yetimleri onun yanı başındaydı. Unutmayalım ki, bizler, yetimlerimize yakınlığımız kadar yakınız Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize.
Selam ve dualarla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir